Alkol Madde Kullanımı İle İlişki Bozukluklar

Madde bağımlılığı, toplumun her katmanında ve her ülkede görülmektedir. İlk başta, çalışma ve eğer öğrenciyse okul performansında düşme, kazalara neden olma ve zehirlenmeye yol açar.

Alkol Madde Kullanımı İle İlişki Bozukluklar

Madde bağımlılığı, toplumun her katmanında ve her ülkede görülmektedir. İlk başta, çalışma ve eğer öğrenciyse okul performansında düşme, kazalara neden olma ve zehirlenmeye yol açar.

Admin
Admin
30 Mart 2017 Perşembe 00:29
122 Okunma
Alkol Madde Kullanımı İle İlişki Bozukluklar

Madde bağımlılığı, toplumun her katmanında ve her ülkede görülmektedir. İlk başta, çalışma ve eğer öğrenciyse okul performansında düşme, kazalara neden olma ve zehirlenmeye yol açar. İşe ya da okula gitmeme, suç işleme, hırsızlık yapma da sık görülen toplumsal sonuçlarıdır. Özellikle gençler, alışkanlık geliştirmeye daha yatkındır. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür. Genellikle de, kullanıcıların durumlarını gizlemeleri yüzünden tanınması, başlangıçta özellikle zordur.

TANIMLAR

Entoksikasyon (Zehirlenme):

Alkol ve diğer uyuşturucular, toksik (zehirleyici) maddelerdir. Alınan maddenin çeşidine, miktarına, daha önce bu maddeyi kullanma süresine başka koşullara, kişilik yapısına göre tablo değişir. Bu bakımdan alkol veya diğer uyuşturucular alındıktan hemen sonra ortaya çıkan, alınan maddenin merkezi sinir sitemine etkisiyle ortaya çıkan durumdur. Bu dönemde kişi, uygunsuz davranışlar içine girer; ruhsal değişikler olur; kendisine ve çevresine zararlı olabilir. Alınan madde dozu yükseldikçe zehirlenme belirtileri ağırlık kazanır ve ölüme kadar uzayabilir. Bunun örneklerini medyada her zaman görüyoruz.


Tolerans: Kişi, maddeyi kullandığı sürece daha fazlasını almak ister, yoksa aldığı madde istediği etkiyi göstermeye yeterli olmaz. Yüksek dozlara dayanma gücü artar. Kişi, ağır bir kısır döngü içine girer

Çapraz Tolerans: Bir madde kullanımı ile oluşan toleransın benzer başka bir madde için de geçerli olması durumudur.

Madde Kötüye Kullanımı: Kişinin günlük hayatında, mesela, evde, işte, okulda, tehlikeli durumlar, yasal, toplumsal ve mesleki sorunlar gibi tekrarlayıcı ve kötü sonuçlar ortaya çıkarmasına rağmen, maddenin kullanılmaya devam edilmesidir. İçkili taşıt kullanma, bu nedenle kazaya yol açma, işe devam etmeme , kişilerarası sorunlara neden olma, karakollara, mahkemelere düşme vb. bu sorunlara örnek gösterilebilir.

Bağımlılık: Maddeyi almayı sürdürmeye karşı, psikolojik ve fiziksel olarak ihtiyaç duyulması durumudur. Madde, hastanın yaşamında önemli bir rol oynamaktadır. Kişi, bu maddenin alımına karşı kontrolunu kaybetmiştir. Bir maddeye karşı bağımlılık fiziksel, psikolojik ya da her ikisi birden olabilir. Psikolojik bağımlılık, alışkanlık (habitutation), maddeyi sürekli ya da zaman zaman özleyip aramakla karakterizedir. Fizyolojik ya da fiziksel bağımlılıkta ise tolerans gelişmiştir; zaman içinde daha yüksek dozda almak zorundadır. Almadığında, yoksunluk ya da kesilme belirtileri ortaya çıkar. Belirtilmelidir ki, kötüye kullanım ile bağımlılık arasındaki ayrım kesin değildir; çok önemli de değildir. Bu durumu, hastalarımızda sık sık görürüz:”ben esrar kullanıyorum ama istediğim zaman bırakabilirim; zaten sürekli değil, zaman zaman kullanıyorum.”

İptila: Psikolojik bağımlılık, madde arama davranışı, fiziksel bağımlılık ve toleransı kapsar. Bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlıkta yıkım ile birliktedir.

Kesilme veya Yoksunluk: Uzun kullanım sonucu, tolerans ve bağımlılk geliştikten sonra, kişinin herhangi bir nedenle alkol veya başka bir uyuşturucuyu kullanmaması veya sağlayamaması durumunda ortaya çıkan fizyolojik rahatsızlık daha doğrusu kriz tablosudur. Kişi, yoksunluk belirtilerinden kurtulmak için tekrar kullanmak ister.

ALKOL KULLANIM BOZUKLUKLARI

Alkol, merkezi sinir sistemi bastırıcısıdır ve toksik bir maddedir. Ruhsal bozukluğu olanlarca ve olmayanlarca, en yaygın olarak kullanılan psikoaktif (ruhsal yönden etkileyici) maddedir. Amerikan vatandaşlarının üçte ikisinin alkol kullandığı bilinir. ABD ve batı Avrupada, insanların yarısı düzenli alkol kullanmaktıadır. Az miktarda alındığında keyif verici bir maddedir; kullanım miktarı arttıkça sarhoşluktan komaya hatta ölüme kadar varan; başka ağır bedensel ve ruhsal bozukluklara yol açar.

Üretiminin kolaylığı nedeniyle insanlık tarihinin başlangıcından bu yana var olan, tüketilen bir maddedir. Bazı dinlerce yasaklanması, yüzyılımızın başlarında ABD’de yasa ile yasaklanması dahil, kullanımı önlenememiştir ve önlenmesi mümkün görünmemektedir.

Eğlence amacıyla ya da sosyal içici olarak alkol tüketimi genellikle kabul görmekle birlikte bunun nerede bitttiği ve alkol kötüye kullanımının, alkolizmin nerede başladığı, hangi durumda alkolizn deneceği açık değildir. Ancak, her düzeyde alkol kullanımının, kullanan her kişi için bir üst basamağa çıkma riskini artırdığı bilinmelidir. Bugünün masum bira içicisi, yarın alkolik olmaya adaydır.

Alkollü içkilerin etken maddesi, etil alkol’dür. Endüstriyel alkollü madde üretimlerinde, etken maddenin etil alkol olduğu varsayılsa bile, niteliksiz üretimlerde, etil alkolle birlikte metil alkol de alkollü içkide bulunabilmektedir. Etil alkol de zararsız olmamakla birlikte, metil alkol özellikle zararlıdır; körlük dahil birçok rahatsızlığa neden olur. Benzer durum, içme amaçlı üretilmemiş alkollerde, örneğin ispirtoda bulunur. Bazı alkoliklerin alkollü içki bulamadığı ya da aradaki farkın -sarhoşluk nedeniyle- ayırdında bulunamadığı durumlarda, ispirto içmesi, ağır zararlara yol açmaktadır.

Bazılarımız, alkol kullanma konusunda, söz gelimi, “ben sadece bira içiyorum, hafif bir içki” mantığıyla hareket etmektedirler. Halbuki, konuya birim alkol açısından bakıldığında, arada bir fark bulunmamaktadır. Bira büyük bardaklarla, diyelim viski küçük kadehlerle içilir. Bir şişe bira, yaklaşık bir kadeh rakı, viski gibi sert içkiye, bir bardak şaraba eşdeğerdir. Önemli olan alınan alkol miktarıdır. Aslında günlük dilde “sarhoşluk” dediğimiz olay tıp diline “akut alkol intoksikasyonu” daha açık deyişle zehirlenmesidir. Kontrolsuz hareket ve konuşmalardan, kusmaya, sallanarak yürümekten yerlerde sürünmeye, sızıp kalmaktan komaya girmeye hatta ölüme kadar uzanan sonuçları hepimizce bilinir. Bu tablo, toplumsal açıdan o kişi için saygınlık kaybıdır.

Alkol kötüye kullanımı, alkolizm ya da alkol bağımlığı düzeyi söz konusu olmadan bile, bir kez biraz aşırıca alkol kullanımının çok kötü sonuçlarını hepimiz biliriz. Trafik canavarının büyük oranda nedeni alkoldür ve birçoğu birkaç kadeh içmek sonucu oluşur. Her türlü yaralama (kendisini veya başkasını), aşka gelip hayava ateş ederken birini öldürme, her türlü saldırganlık örnek verilebilir.

Alkolün bedensel sağlık üzerine olumsuz etkileri ve tıbbi komplikasyonları sayılamayacak kadar çoktur.

Alkol tüketimi çeşitli biçimlerde olabilmektedir:

1/ Sosyal içiciler: Ciddi ve uzun süreli sağlık sorunu veya toplumsal sorun oluşmaz. Alkol alınmadığında kesilme belirtileri görülmez. Ancak, devam edildiğinde alkolik olmaya adaydırlar. Diğer önemli konu da, alkolle ilişkili kaza, suç vb. riski taşımalarıdır.

2/ Alkol kötüye kullananlar (bağımlı olmayan sosyal içiciler): Birinciye ek olarak, birçok bedensel, ruhsal ve toplumsal sorunlar yaşarlar. Alkol kullanımı ile ortaya çıkan yargı bozuklukları ve alkol kullanımının beden sağlığı üzerine olumsuz etkileri ile karşı karşıyadırlar.

3/ Alkolizm (alkol bağımlılığı): Birinci ve ikinciye ek olarak, içme davranışını kontrol etmede yetersizlik ile alkolün bedensel ve ruhsal bağımlılığını yaşarlar. İçme davranışı üzerindeki kontrol kaybı, alkol kötüye kullanımı ile alkol bağımlılığı arasındaki kritik sınırı oluşturmaktadır. Gene de bu sınırın kesin olmadığı belirtilmelidir. Çoğu alkol kullanan hastamın “canım benimkisi alkolizm değil” dediklerini duyarım. Hodri meydan dendiğinde, “istesem bırakırım ya, öyleyse mesele yok” diye kendilerini avuturlar.

A:B:D:’de yşamları boyunca kadınların % 10’u, erkeklerin % 20’si, “alkol kötüye kullanımı” tanısı alabilmektedir. Alkol bağımlılığı oranı, kadınlarda % 3-5, erkeklerde % 10 civarındadır. Yaşam boyu yaygınlık (prevalans) oranı ABD’de % 14’dür. Alkol kullanımının en yaygın olduğu yaşlar, 20-30 yaşlarıdır.

Alkol kullanımı ile ilgili bozukluğu bulunan kişilerde başka psikiyatrik hastalık bulunması (komorbidite) çok görülür. Alkol kullanım bozukluğu tanısı alan hastaların %30-40’ının, yaşamlarının bir döneminde major depresyon tanısı aldıkları bilinmektedir. Ayrıca, alkol kullanım bozukluğu olan kişlerde, antisosyal kişilik bozukluğu ve diğer madde kullanım bozuklukları sıklıkla birlikte bulunmaktadır. Bunaltılı kişilerin, sosyal fobisi olan kişilerin, gerek bunaltılarını bastırmak, gerek sosyal fobilerini yenmek için alkole başvurdukları bilinir.

Alkol kullanımını etkileyen toplumsal ve kültürel etmenler de vardır. Bazı meslekler, iş adamlığı, turizmcilik gibi, kişiyi alkol kullanımına daha yatkın hale getirir. Bazı dinlerde alkol yasaklanmıştır. ABD’de alkol tüketimi bazı ülkelerden daha fazladır. Örnekleri artırılabilir. Alkol kullanımında kalıtımsal etmenler de rol oynamaktadır. Öz ailesinde alkol kullanma öyküsü bulunan evlat edinilmiş ve alkolden uzak büyütülmüş kişilerde, alkol kullanma riski fazla bulunmaktadır. Öz anne-babasında alkol kullanımı bulunmayan, fakat evlat edinildikleri ailede alkol öyküsü bulunan kişilerde ise alkol riski artmamaktadır. İkiz çalışmaları da bu bulguyu desteklemektedir. Birinci dereceden akrabalarında alkol öyküsü bulunan kişilerde alkol kullanım riski 3-4 kat artmaktadır. Evlat edinme çalışmalarında, çevresel etmenlerin etkisi önemli bulunmamıştır. Bu durumda, alkol kullanım bozuklukları için kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Bulgular, hastalığın sonraki kuşaklara geçişinin heterojenik olduğunu göstermekte; poligenik etiyolojiyi desteklemektedir.

ALKOL KULLANIMININ YOL AÇTIĞI BOZUKLUKLAR

Alkol İntoksikasyonu

Alkol alımı sırasında ya da hemen sonrasında ortaya çıkar. Uygunsuz davranışlar (saldırganlık, uygun düşmeyen cinsel davranışlar), psikolojik değişiklikler (mizaç değişikliği, yargılama bozukluğu, kahkahalar atma, ağlama) görülür. Toplumsal işlevler bozulmuştur. Peltek konuşma, denge bozukluğu, sendeleyerek yürüme, dikkat ve bellek bozukluğu görülür. Hasta durumunun farkında değildir. Sarhoş olmadığını kanıtlamak için, düz bir çizgide yürüme denemesine girer ve yürüdüğünü iddia eder. Bulantı, kusma, bilinç kaybı, stupor (çok derin uyku hali) ve koma gelişebilir.

Alkol Yoksunluğu

Birkaç saatten bir kaç güne kadar uzayabilen, terleme, nabız hızının 100’ün üzerine çıkması, ellerde aşırı titreme, uykusuzluk, bulantı ya da kusma, bunaltı, ruhsal bedensel huzursuzluk, sanrılar, kısa süreli dokunsal ya da işitsel varsanılar ve yanılsamalar, sara nöbetleri görülür. Doğaldır ki bu tablo içindeki kişi, günlük yaşamını sürdüremez; toplumsal işlevleri bozulur.

Alkol Yoksunluğu Deliryumu

Deliryum başlığı altında anlatılan rahatsızlığın aynıdır. Ölümle sonuçlanabilir. 30 yıl kadar önce uzmanlık eğitimine başladığım zaman ilk nöbetimde, bir “alkol yoksunluğu deliryumu” vakasını deliryum tablosu, epilepsi(sara) nöbetleri sonucu kaybetmiştik.

Alkolik Demans

Alkolün yol açtığı, kalıcı bunama durumudur. Bunama başlığı altında anlatılan tablo yaşanır.

Bunların dışında, alkol, başka psikotik bozukluklara, psikotik olmayan başka ruhsal bozukluklara da yol açmaktadır. İntihar davranışlarında, depresyondan sonra, ikinci sırayı alkol ile bağıntılı bozukluklar almaktadır.

Alkolle Savaş

Tarihle yaşıt alkolle eradike edici (tümden ortadan kaldırıcı) savaş mümkün görünmemektedir. ABD yüzyılımızın başında bunu denemiş; sadece mafyanın daha da güçlenmesi sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, gerçekçi olmak gerekirse, alkolün tümden yasaklanmasının çok mantıklı olmayacağı da söylenmelidir.Öyleyse ne yapmalıdır?

Alkolün elde edilebilirliği, mümkün olduğunca kısıtlanmalıdır. Üretim denetim altında tutulmalı, vergi konusu gözden geçirilmelidir. “Gözden geçirilmeli” ifadesinin nedeni, alkol satışının zaten vergiye tabi olduğunu vurgulamak içindir. Vergi artırılması yoluna gidilebilir. Bunun yanında, kalitesiz alkol üretimi engellenmelidir. Kalitesiz şarap ya da başka alkollü içkilerin daha ağır bedensel ve ruhsal bozukluklara yol açtığı bilinmektedir. Alkollü içkiler arasında fark olmadığı konusu işlenmelidir. Sözgelimi, birayı küçümsememelidir. On yıl kadar önce, bira’nın neredeyse alkollü içki olduğu inkar edilmiş, satımının ruhsata tabi olması koşulu kaldırılmıştı. Neyse ki bu büyük yanlış bir süre sonra düzeltilmiş, bira da doğru olarak alkollü içki sınıfına alınmış, satımı ve kullanımı diğer alkollü içkilerle eşitlenmiştir. Yasalarımızca, 18 yaşın altındaki çocuklara alkol satımı (mesela marketlerde) ve servis yapılması (mesela birahanelerde) yasaktır. Ancak, bu kuralın ne derece uygulandığı belirsizdir. Gecenin belli saatlerinden sonra alkol satışı ve alkol alınan yerlerde servis yapılması yasaklanabilir. Çünkü, aşırı alkol kullanımının gece geç saatlerde arttığı bilinmektedir.

İnsanlarımız, alkol bağıntılı suç işlediklerinde, bunu bir savunma gibi kullanabileceklerini sanmaktadır. “o sırada alkol almıştım, ne yaptığımı bilmiyordum, zaten hatırlamıyorum.” Halbuki, işlenen suçun alkol bağıntılı olduğu durumlarda ceza azalmak bir yana artmaktadır. Bu konudaki en yaygın suç, çoğu ölümlü trafik kazalarına yol açmak, öldürme ve yaralama fiilleridir. Alkollü sürücülerin marifetleri, “trafik canavarı” adıyla her gün medyadadır ve çok dramatik bazen trajikomiktir. Alkollü iken aşka gelip silaha sarılma, havaya ateş ediyorum diye adam öldürme, alkollü “boğaz köprüsü intihar davranışları” vb.

Alkol satım ve kullanımı konusundaki reklamlar gözden geçirilmelidir. Aksine, alkolün bedensel ve ruhsal zararları konusunda bilgilendirme zaten yapılmakta fakat bunun yeterli olmadığı görülmektedir. Bu bir bilinç meselesidir ve bu sağlanmaya çalışılmalıdır. Doğaldır ki bu konunun bir yanı, bazı risk grupları için yaşama koşullarının düzeltilmesine varmaktadır.

Halkın alkol ve sonuçları konusunda, özellikle birinci basamak hekimlerinin bilgilerinin artırılması, güncelleştirilmesi gerekir. Tabii ki tıp fakültelerinde hekim adaylarına yani tıp öğrencilerine psikiyatri bilgisi verilmektedir. Ancak psikiyatriye ayrılan eğitim zamanı tartışılabilir. Bu tartışma açıldığında da, psikiyatrinin bugün ulaştığı boyut; psikiyatrik hastaların topluma maddi ve manevi maliyeti dikkate alındığında, en azından “küçük staj” olmaktan çıkarılıp “büyük staj” grubuna alınması sonucuna varılabilir.

Alkol bağıntılı ruhsal bozuklukların en fazla birinci basamak hekimlerine başvurduğu bilinir. Başka deyişle, alkol sorunlu kişi, psikiyatriye ulaştığında çoğu zaman erken teşhis ve tedavi şansı kaçmış olmaktadır. Bu amaçla, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de birinci basamak hekimlerine yönelik alkollle bağıntılı ruhsal bozukluklar konusunda programlar geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Alkolle savaş konusundaki uygulamalara, bölüm sonunda, diğer uyuşturularla savaş bölümünde değinilecektir.

ADSIZ ALKOLİKLER (A.A.)

A.A. (adsız alkolikler), 1935’de ABD’de örgütlenmeye başlamış, hızla bütün dünyada benimsenmiş, ülkemize 1980’lı yıllarda ulaşmıştır. Adsız (anonim) olması, üyeleri deşifre etmeme ve grup içinde eşit olmayı amaçlamaktadır. “Adsız alkolikler, ortak sorunlarının çözümlerinde birbirlerine yardımcı olmak üzere, deneyimlerini, güçlerini ve ümitlerini paylaşan, başka alkoliklerin sorunlarından kurtulmalarında yardımcı olmak için bir araya gelmiş erkek ve kadın topluluğudur.” A.A. programlarına katılan alkol bağımlısı hastalarımdan dinlediklerim, bu örgütlenmenin son derece iyi niyetli, özgeci, üyelerine eşit davranan bir örgütlenme olduğudur.Söz gelimi, alkol kullanmaktan her tarafı titreyen hastam bu kuruma başvurduğunu anlattı. Alkolü bırakmış, bu nedenle hastamın gözünde yücelmiş kişiler, hastama beklediğinin aksine tepeden bakmayıp son derece yakın davranmışlar; alkolü bırakmış olmayı bir üstünlük gibi görmemişler. Sonra hastam, A.A. programına tabi tutulmıuş, gerek bire bir ilişkilerle ve gerek grup toplantılarına katılarak A.A:’dan nasıl yardım aldığını, kendi ifadesiyle “kardeşçe” ilişkilerden ne derece yararlandığını anlatmıştı. Şimdiye kadar ülkemizin sadece büyük kentlerinde örgütlenmiş olan A.A., biz profesyonellerin teşviki ile ülke çapında yaygınlaştırılmalı ve güçlendirilmelidir.

MADDE KULLANIM BOZUKLUKLAR

1/ Birincil koruyucu çalışma: Alkol ve madde kulllanmamış kişilerin bu maddeleri kullanmasını engellemek,
2/ İkincil koruyucu çalışma: Alkol veya madde kullanan, ancak bağımlı hale gelmemiş kişileri erken tanımak, erken tedavi ile bağımlı olmasını önlemek,
3/ Üçüncül koruyucu çalışma: Bağımlı kişilerin kendilerine ve çevrelerine verdikleri zararları azaltmak. (Siroz, AIDS vb gelişimini önlemek)
Bilgilendirme ve caydırma, kişisel becerileri artırma (kişinin kendine olan güvenini, hayır diyebilme ve sorunlarla başa çıkma yetisini artırma), sosyal becerileri artırma (Kişilerarası ilişkileri düzenleme, boş zamanları iyi değerlendirmeyi sağlama), bu çalışmaların özünü oluşturur.
            AMATEM’in geliştirdiği “Uyuşturucuya karşı  Toplumsal Yaygın Mücadele, UTOPYA” projesi, Mart 1998 itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Programda, sadece hekimlere yönelik eğitimin yeterli olmayacağı düşünülerek üç hedef belirlenmiştir:
            1/ Okullara yönelik eğitim programı (Uyuşturucu Maddeler ve Bağımlılık Eğitim Programı)
            2/ Hekimler için alkol ve madde eğitim programı,
3/ Sivil toplum örgütleri eğitim programı. Görüldüğü gibi program yaygın bir kitle eğitimini amaçlamaktadır ve çağdaş bir uygulamadır. Bu ve benzeri programların kamu oyunca desteklenmesi gerekir.
Bu satırların yazıldığı günlerde, 1998 yılı mayıs sonlarında, gazetelerde küçük fakat önemli bir haber yer aldı. “Kötü alışkanlıklara karşı yayın zorunluluğu” başlığını taşıyordu. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yönetmeliğinde yapılan bir değişiklikle yayın kuruluşlarının, sigara, alkol, uyuşturucu madde, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklara karşı haftalık yayın süresinin % 5’ten az olmamak üzere caydırıcı nitelikte programlar yayımlama zorunluluğu geliştirilmişti. Aynı zamanda, bu yayınların yasak savmak kabilinden, mesela sabah saat 6’da yapılmasını vb. önlemek için, bu caydırıcı, eğitici yayınların saat 09-21 arasında yapılması kurala bağlanmıştı. Gönül isterdi ki, değerli yayıncılarımız, tek amacın reyting olmadığını düşünsünler ve böyle bir yönetmelik olmadan yapmış olsunlardı. Eğer yönetmelik zoruyla olacaksa, gene gönül isterdi ki bu yönetmelik yıllar önce getirilmiş olsaydı. Ve de ümidedelim ki, yönetmelik zoruyla yapılacak bu programlar, iyi niyetle yapılsın, yasak savmak kabilinden ya da göstermelik olarak yapılmasın.

Kaynak: Prof. Dr. Ahmet ÇELİKKOL

http://www.celikkol.org

Prof. Dr. Ahmet ÇELİKKOL Kimdir?

Son Güncelleme: 30.03.2017 00:51
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol