Madde Kullanım Bozuklukları

OPIOID'ler, Yatıştırıcı (Sedatif), Uyku Verici (Hipnotik) ve Bunaltı Giderici (Anksiyolitik, Trankzilan) İlaçlar Amfetaminler ve Benzeri Maddeler, Esrar (Cannabis, Marijuana, Hashish), Hallusinojenler (Varsanı'ya neden olan maddeler), Uçucu Maddeler, Kafein, Nikotin kullanım bozuklukları

Madde Kullanım Bozuklukları

OPIOID'ler, Yatıştırıcı (Sedatif), Uyku Verici (Hipnotik) ve Bunaltı Giderici (Anksiyolitik, Trankzilan) İlaçlar Amfetaminler ve Benzeri Maddeler, Esrar (Cannabis, Marijuana, Hashish), Hallusinojenler (Varsanı'ya neden olan maddeler), Uçucu Maddeler, Kafein, Nikotin kullanım bozuklukları

Admin
Admin
30 Mart 2017 Perşembe 01:00
144 Okunma
Madde Kullanım Bozuklukları

OPIOID'LER

Opioid’ler, afyon türevleridir. Bu gruptan, opium (afyon), morfin, kodein sentetik olmayan doğal maddelerdir. Eroin, yarı sentetik opioid’dir. Meperidin (dolantin), metadon gibi ağrı giderici ilaçlar da bu gruba dahil sentetik maddelerdir. Görüldüğü gibi bunların bir kısmı hekimlikte kullanılan ilaçlardır. Eroin, damara (IV) veya ciltaltına (SC) enjekte edilir ya da solunum yoluyla alınır. İlaç olarak kullanılan opioidler, genellikle ağızdan (PO) alınır; çok azı enjektabldır (iğne ile yapılır). Bunlardan özellikle eroin, aşırı alışkanlık yapan bir maddedir.

Metadon, eroin kullananlarının tedavisinde kullanılan bir sentetik uyuşturucudur. Ölümü görüp sıtmaya razı olmak gibi bir mantıkla, eroin gibi çok güçlü uyuşturucuya bağlanmaktansa kısmen denetim altında tutulabilecek bir uyuşturucuya bağlanmak tercih edilmektedir. Ülkemizde kullanımına henüz izin verilmemekte fakat bu konuda çalışmalar yapılmaktadır. Uyuşturucu ile ilgilenen uzmanlarımız arasında, bu maddenin Türkiyede kullanımına izin verilip verilmemesi konusunda zıt görüşler vardır. Bu tartışmalar sonucu, eğer metadon kullanımına izin verilirse, sadece birkaç merkezde (Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesi bünyesinde “Alkol ve Madde Tedavi ve Araştırma Merkezi”,AMATEM gibi) yoğun denetim altında kullanılacaktır. Sonuçta, metadon da sentetik bir uyuşturucur; ancak diğerleri kadar riskli değildir.

Uyuşturucular tüm ülkelerde yasadışıdır; kullanımı şiddetle yasaklanmıştır; bu maddeleri yaymanın, imal etmenin, satışını yapmanın ağır cezai yaptırımları vardır. Uyuturucu kullanımı sonucu ölümler, özellikle gençlerde nadir görülen durumlar değildir. Kitle iletişim araçları, bu trajik ölümleri her zaman duyurmaktadır. Uyuşturucu kullanımı sonucu ölümlerin nedeni, kuşkusuz aşırı doz kullanımdan ileri gelmektedir. Unutulmamalı ki, her durumda bu maddeleri sağlama yasadışı yöntemlerle olmaktadır. Uyuşturucu kullanan, yeni eline geçen uyuşturucu maddenin birim dozu hakkında bilgi sahibi olamaz. Yasal bir ilaç değildir ki, üzerinde her birim içindeki etkili madde miktarı belirlenmiş olsun. Tesadüfen eline, yüksek yoğunluklu bir mal geçtiyse, hele bunu damar ya da ciltaltı yöntemle kullandıysa bunun sonucu ölüm demektir. Bir de bu uyuşturucu, alkol veya başka bir uyuşturucu madde ile alınmışsa, ölüm riski artmaktadır. Çünkü bu maddeler birlikte kullanıldıklarında birbirinin etkisini artırtmaktadır.

Opioid kullanımının toplumdaki yaygınlığı konusunda bilgi vermek imkansızdır. Bir kere, kullanımı yasadışıdır. Bu nedenle istatistik bilgi vermek güçleşir. Ancak, uyuşturucu ticaretini elinde tutan yasadışı kurumların büyüklüğü ve yaygınlığı, bir devlet bütçesiyle yarış eden bütçeleri, kitle iletişim araçlarının duyurdukları ve tıbbi gözlemlerin yoğunluğu, kullanımın yaygınlığı konusunda bir fikir verebilir.

OPİOİD KULLANIMININ NEDEN OLDUĞU BOZUKLUKLAR

İntoksikasyon (Zehirlenme): Merkezi sinir sistemi baskılanmıştır. Mide-barsak faaliyeti yavaşlamıştır. Solunum baskılanmıştır. Bu nedenle, intoksikasyon sonucu ölümler, genellikle solunum durmasından olur. Ağrı duyusu kaybolmuştur (analgesia). Uyuklama, dikkat ve belleğin bozulması, iştahsızlık, cinsel dürtünün azalması, aktivitede azalma, bulantı, kusma, tansiyon düşmesi, kalp atımının yavaşlaması, göz bebeğinin daralması, yüksek dozlarda epilepsi (sara) nöbetleri görülür. Eğer madde, enjeksiyonla kullanılmışsa, iğne izlerini de görmek mümkündür. Üstelik bu enleksiyon tıbbi şartlarda yapılmadığından, çoğu kere mesela tuvalette kendi kendine yapıldığından, bu izler olağandan daha görünür haldedir.

Hasta, kendini, sübjektif olarak iyi hissetmektedir. Ancak bu iyi hissetme haline yaygın bir bunaltı eşlik edebilir. Sakinlik, dikkat ve belleğin azalması, uykululuk ile ruhsal ve bedensel uyanıklıkta gerileme görülür.

Doz aşımı: Genellikle yukarıda değinilen dozu ayar edememe ya da maddenin düzensiz kullanımıyla ya da hastanın önceki toleransını kısmen kaybetmiş olduğu durumlarda tekrar alıştığı dozda kullanmasıyla ortaya çıkar. Sağlık açısından acil bir durumdur. Alkol, sedatif ya da hipnotik maddeler gibi başka merkezi sinir sistemi bastırıcıları ile kullanıldığında aynı tablo gelişir. Gözbebeğinin neredeyse iğne deliği kadar küçülmesi, solunum baskılanması ve yukarıda anılan merkezi sinir sistemi baskılanması belirtileri görülür.

Bu durumların tedavisi yoğun bakım ünitelerinde yapılmalıdır; ölüm riski yüksektir.

Kesilme: Kesilme belirtileri, kişinin ne kadar süredir, hangi sıklıkla ve hangi dozda uyuşturucu kullandığına, uyşturucunun cinsine bağlı olarak değişen zaman içinde ortaya çıkar; madde alımadığında, kesilme belirtilerinin ortaya çıkış süresi genellikle bir günü geçmez, hatta saatler içinde olabilir.

Maddeyi arama, bunaltı, esneme, terleme, uykusuzluk, burun akıntısı, adale ağrıları, kramplar, karın ağrısı, gözbebeğinin genişlemesi, tüylerin diken diken olması, titreme, huzursızluk, bulantı, kusma, ishal, ve vital (hayati) belirtilerin azalmasıdır.

Bu belirtileri tanımak önemlidir. Sonuçta hiçbir kimse bir anda madde bağımlısı olmaz. Aile içinde, özellikle gençlerde bu belirtilerin az da olsa görülmesi konusunda aile duyarlı olmalıdır. Böylece, daha başlangıcında, bağımlılığın tedavisine gidilebilir. Bir hastamı hatırlıyorum: Okulda öğretmeni, öğrencide bir gariplik farketmiş; ilgilenmiş, aileyi haberdar etmiş. Sonuçta bana başdurdulmuştu. Genç, yeni bir madde kullanıcısı ve madde bağımlısı olmaya adaydı. Öğretmenin dikkatiyle, sorunun büyümeden önlenmesi sağlandı. Düşünün ki, öğretmen bu durumun farkına varıncaya kadar gencin anne-babası neredeydi? Önce anne-babanın farketmesi gerekmez miydi? Bu örneği, her ruhsal bozukluk konusunda olduğu kadar, fakat özellikle uyuşturucu kullanımında, huzurlu, uyumlu, ilgili ve uyanık aile ortamının önemini vurgulamak için veriyorum.

Bu tür bağımlılarda, madde kullanımının beden sağlığını her anlamda etkilemesi, çökertmesi söz kousudur. En kötü koşullarda, izninizle söylemek istiyorum hela köşelerinde kendi kendine şırınga ile madde vermenin her türlü infeksiyona, deri ve kas apselerinei hepatit’e (karaciğer infeksiyonu), kalp ve akciğer hastalıklarına yol açtığı da muhakkaktır. Bunların en tehlikelisi de HIV bulaşması ve AIDS gelişmesi olduğuna başlarda değinmiştik.

Madde bağımlılığının yol açtığı sosyal sorunlar da çok büyüktür. Kişinin iş ve aile yaşamı tehileye girer; sonuçta işinden olur, eşinden olur. Madde kullanımı, hele hele başkalarını teşvik etme yasalarca yasaklanmış olduğundan, karakollara, hapislere düşer. Bağımlıyı başka suçlara iter.

YATIŞTIRICI(Sedatif), UYKU VERİCİ (Hipnotik) ve BUNALTI GİDERİCİ(Anksiyolitik, tranklizan) İLAÇLAR

Bu ilaçlar, psikiyatride kullanılmaktadır. Diğer uzmanlık dallarına mensup uzmanlar tarafından de reçete edilmesi yaygındır. Uzun süre kullanıldıklarında tolerans geliştirirler, bağımlılık yaparlar: Birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de bu ilaçlar denetime tabidir. Hekimlere sağlık bakanlığınca zimmetlenen reçetelere yazılır. “Yeşil Reçete” adı verilen bu reçeteler, hastaya yazıldığında üç kopye olarak hazırlanır. Bir kopyesi yazan hekim tarafından arşivlenir. İki kopyesi hastaya verilir. Hasta bu reçteyi eczaneye götürdüğünde, iki kopye de eczacı tarafından alıkonulur. Bir kopyesi il sağlık müdürlüğüne verilir. Görüldüğü gibi bu ilaçlar oldukça sıkı bir denetimle reçete edilmektedir. Hekim, herhangi bir nedenle fazla kutu reçete ettiyse, eczacı tarafından uyarılır: Eğer herhangi bir hekim, bu reçeteyi fazla kullanır ya da fazla kutuda reçete ederse sağlık bakanlığına hesap vernek durumundadır; gerektiğinde uyarılır, cezalandırılır. Bu bakımdan önemli ölçüde denetim altında olduğu söylenmelidir. Ancak gene de denetim dışı kullanılabilmektedir. Her konuda olduğu gibi bu ilaçların da yasadışı piyasası oluşmuştur. Her kentin, kasabanın belli yerlerinde, okul yakınlarında bu ilaçların tane ile ve yüksek fiatla satıldığı, hastalarımdan aldığım duyumlar arasındadır. Konunun nerelere vardığını belirtmek için birkaç örnek vermek isterim: Yeşil reçeteler, hekime zimmetlendiği halde çalınabilmektedir. Bu durumda hekim, durumu polise, sağlık bakanlığına duyurur, çalınan reçetelerin seri numaraları her eczaneye bildirilir; eczacılar bu reçete ile başvuranları ihbar etmek zorundadır.

Bağımlılık yapması daha olası birkaç kalem ilaç da yeşil reçetenin ötesinde “kırmızı reçete” ile satılmaktadır. Bu reçetelerin devlet denetimi çok daha sıkıdır ve çok az yetkili hekim tarafından kullanılabilmektedir.

Kişisel deneyim olarak belirtirsem, akşamın geç saatlerinde, sekreterin henüz ayrıldığı, son randevulu hastanın hemen muayenehaneyi terkettiği anda, kapıdan iki kişi girer. İlk bakışta uyuşturucu müptelası olduğunu anlarsınız. Kötü bir aksanla akıl hastanesinde yattığına dair yırtık pırtık bir rapor gösterir; “ben kaç adam doğradım annadı(ng) mı, kaç kere hapiste yattım, adam bıçakladım; amma şu ilaca da alıştım; bana yaz ağnadı(ng) mı?” Bakarsanız, iki arkadaşı da, dışarıda sizin reçeteyi yazıp yazmayacağınızı izlemekte; uyuşturucu müptelası ve/veya satıcısı arkadaşlarına gözcülük etmektedirler.

Eczaneler de benzer sorunlar yaşarlar. Nöbetçi eczanelere gece geç saatte gelirler; tehditle, hatta bıçak-tabanca tehdidiyle bu maddeyi reçetesiz almak isterler. Sırf bu nedenle, gece nöbetinde eczanelerinin demir kepenklerini kapalı tutan, ilaç alışverisini demir kafes arkasından yapan ya da ancak belli müşterilere demir kapıyı açan eczacılar tanıyorum. Gene belirtilmalidir ki bu durumlar yaygın, ürkütücü boyutta değildir.

Bu ilaçların, yaşam boyu kötüye kullanım ve bağımlılık yaygınlığı % 0.1 civarındadır. Bu demektir ki her bin kişiden biri, tüm yaşamı boyunca böyle bir bağımlılık ya da kötüye kullanımı yaşayacaktır. Genellikle ağızdan alınan ilaçlardır. Bağımlılık, genellikle, aylarca süreyle, her gün kullanım ile ortaya çıkar. Bu kullanıcılar, yasal ve tıbbi olarak reçete edilmesi sonucu kulanan kişiler olabildiği kadar, ilaç kötüye kullanım alt kültürünün üyesi de olabilirler. Risk grubu daha çok bu ikincilerdir. Gene de, uykusuzluk, sıkıntı gibi nedenlerle bu ilaçlara alışan birçok orta yaşlı kişi bağımlı olmuşlardır ve kendisine reşil reçete ile bu ilacı yazacak hekimi kapı kapı dolaşarak ararlar ve malesef bazan amaçlarına ulaşabilirler. Muayenehanemde, seyrek de olsa “ben bu ilacı almazsam uyuyamıyorum, yaşayamam, bu ilacı yazın, bana başka ilaç gerekmez, parası neyse veririm” diyen kişilere rastlamaktayım.

Tıbbi kullanım dışında, bu ilaçların yasadışı kullanımı, keyif verici etkisi; opioid ve alkol gibi merkezi sinir sistemi bastırıcılarının veya kokain gibi uyarıcıların etkisini artırmak için olmaktadır.

İntoksikasyon: Bu ilaçların en önemli komplikasyonu, santral sinir sistemini ve solunumu baskılayan yüksek doz alımıdır. Ilımlı intoksikasyonlarda, hayati tehlike olmamakla birlikte, kişi o sırada araç kullanmakta ise her türlü kaza tehlikesine açıktır. Kaza yönünden riskli işyerlerinde çalışıyorsa, gene aynı biçimde kazaya açık davetiye çıkarmış demektir. Koordinasyon bozulması, sallanarak dengesiz yürüme, konuşma zorluğu, dikkat ve belleğin bozulması intoksikasyon belirtileridir ve alkol almış kişinin durumuna oldukça benzer. Benzer biçimde, engellenmenin kalkması ve buna bağlı davranışlar söz konusudur. Hasta, sonra bu saatleri hatırlamayabilir.

Kesilme: Bulantı, kusma, yorgunluk, keyifsizlik, bunaltı, sinirlilik, ışık ve ses duyarlılığının artması, titreme, ciddi uykusuzluk, nöbet geçirme, kesilme belirtileridir. Yaşamı tehdit edici durum söz konusudur. Bu ilçlara tolerans geliştirmekte kullanıcılar arasında önemli farklar vardır. Kesilme belirtileri, kullanım süresine, kullanılan doza göre değişir. Bu maddelerin tümünde birbiri arasında kros tolerans söz konusudur. İlaçlardan birine karşı tolerans gelişmiş ise, hiç kullanmamış olsa bile, diğer ilaca karşı da tolerans gelişmiştir. Aynı biçimde, alkole karşı da kros-tolerans söz konusudur. Bu durum, konunun önemini daha da artırır.

Bu bahsi kapatırken iki konuya daha değinmek istiyorum: Bir hekim, hastaya yeşil reçeteye tabi ilaç verdiğinde, telaşa kapılmamalıdır. Bu ilaçlar, bazı ruhsal belirtilerin, bunaltının, uykusuzluğun hatta kısa sürede iyileşmesine yol açmaktadır. Hekim denetiminde kullanıldığı için herhangi bir alışkanlık riski de yoktur. Zaten, bu ilaçlara karşı bağımlılık geliştirenler, genellikle tedavi amacıyla değil, keyif verici etkisi nedeniyle alan gruptur. İkincisi de hekimlik yaşamımızda sık rastladığımız, yeşil reçeteye tabi olmayan ilaç versek bile, alışkanlık gelişeceğinden korkmaktadırlar. Ya da, bilir bilmez, hasta yakınlarının, tanıdıklarının, hastaya, bu tür ilaçların alışkanlık yapacağını söylemeleri, ilaç kullanımı konusunda hastayı ürkütmeleridir. Ataların dediği gibi, yarım bilen hiç bilmeyenden daha büyük yanlışlar yapmaktadır. Kesinlikle böyle bir risk yoktur. Ancak, bu iki nedenle hekimin tavsiye ettiği ilacı, hatta yeşil reçeteye tabi olmayanları bile bırakan hasta sayısı az değildir. Böylece, özellikle hastalığın başında çok önemli olan erken tedavi treni kaçırılmış olmaktadır.

AMFETAMİNLER VE BENZERİ MADDELER

Yirmi yıl kadar öncelerde bu maddeler, eczanelerde ilaç olarak satılıyordu. Uzun yol şöförleri uyanık kalıp taşıt kullanabilmek için, tembel öğrenciler sınav çok yaklaştığında sabaha kadar uyumadan ders çalışabilmek ve güya çalıştıkları dersi daha iyi anlayabilmek için, iştahı açık olanlar iştah kesmek için, kilosu fazla olanlar zayıflamak için bu maddeyi kullanırlardı. Aynı zamanda keyif verici özelliği de vardı. Bedensel ve ruhsal enerjiyi, cinsel istek ve gücü ve hatta cinsellikten alınan hazzı artırırdı. Alışkanlık yapmak bir yana, bu maddenin uzun kullanımının şizofreni ya da benzeri ağır psikiyatrik bozukluklar yaptığı ortaya çıkarıldı ve tıpta kullanımı yasaklandı, ilaç olmaktan çıkarıldı. Ne yazık ki gene de yasadışı piyasası bulunmaktadır.

Şiddetle alışkanlık yapıcı ve tehlikelidir. Genellikle ağızdan alınır, enjekte edilebilir, burundan solunarak alınabilir.

Terleme, soğuk basması, çarpıntı, gözbebeklerinin genişlemesi, tansiyon yükselmesi, bulantı, kusma, heyecan, titreme, kalp atım ritminin bozulması, epilepsi (sara) nöbeti, iştah kaybı, kilo verme, ağız kuruluğu, erkekte cinsel iktidarsızlık (halbuki ilk kullanımlarda cinsel gücü ve hazzı artırdığı bilinir), varsanı, huzursuzluk, sinirlilik, saldırganlık, kuşkucu düşünceler, intoksikasyon belirtileridir.

Sıkıntı, yorgunluk, uyku bozukluları, huzursuzluk, maddeyi kullanma isteği kesilme belirtilerini oluşturur.

Amfetamin ya da benzeri maddelerle savaşta, uyuşturucu ilkeleri geçerlidir. Özellikle gençlerde, aile içi olumlu ilişkiler, gencin koruma ve kollanması önem taşır.

KOKAİN

Tarihçesi, amfetamine benzer. Eskilerde ilaç olarak kullanılmıştır. Hatta koka-kolada, ilk zamanlar kokain de bulunduğu bilinir; sonradan vazgeçilmiştir. Etkisi amfetamine benzer, ondan daha güçlüdür. Amfetaminin damar içi alınması ile karşılaştırılabilir. Damar yoluyla, buruna çekilerek veya sigara gibi içilerek alınır.

Koka bitkisinin doğal ürünüdür. Eski yüzyıllarda, birçok ülkede psikoaktif (ruhsal uyarıcı) bir madde olarak kullanılmıştır. Uyarıcı ve keyif verici özelliği vardır. Gerçekte ise bir denemede bile bağımlılık riski vardır. Tekrarlayıcı kullanımla tolerans gelişir, bağımlılık yerleşir. Diğer uyuşturuculara benzer şekilde, damar içi kullanımında, AIDS, septisemi (bedenin tümden mikrop kapması), toplardamar tıkanması gibi riskler taşır. Burun yoluyla kullanımında, burun akıntısı, burun içi bozukluklar, burnun iki kanadını ayıran bölmede delikler oluşabilir.

İntoksikasyon belirtileri amfetamindekine benzer. Kalp komplikasyonları ve deliryum tablosu ile ani ölümler görülebilir. Deliryum gelişirse, dokunma ve koku varsanıları tipiktir. Gelişen deliryum, epilepsi nöbetleri ve ölümle sonuçlanabilir. Kesilme belirtilerinde yorgunluk, uyuklama, suçluluk, bunaltı, çaresizlik, ümitsizlik, değersizlik düşüncelerine dikkat çekmek gerekir. Bu organik nedenli bir depresyondur ve intihar düşünceleri geliştirebilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir.

         ESRAR (Cannabis, Marijuana, Hashish)

ABD’de her üç kişiden birinin esrar kullanmayı denedikleri bilinir. Genellilke sigara gibi içilerek alınır. Ulaşılması kolay, nisbeten yaygın, kaynak bitkisi ülkemizde de kolayca yetişen yasadışı bir maddedir. Keyif verici olması yanında, sıkıntı, bunaltı, şüphecilik, gereksiz gülüş ve kahkahalar, zaman kavramının bozulması, sosyal içe kapanma, iştah artması, ağız kuruluğu, çarpıntı, intoksikasyon belirtileri olarak ortaya çıkar. Alınan doza bağlı olarak beden sıcaklığının düşmesi ve sakinleşme söz konusudur. Genellikle, alkol, kokain ve diğer uyuşturucu nitelikli ilaçlarla birlikte kullanılırlar. Daha ileri durumda kişilik çözülmesine(depersonalizasyon) ve varsanılara “kulağıma beni tehdit eden sesler geliyor”, kötülük görme sanrılarına (“beni takip ediyorlar, öldürecekler”) yol açabilir. Yüksek dozlarda, deliryum, esrar psikozu gelişebilir. Bunlar ağır psikiyatrik bozukluklardır.

Bazı kaynaklarca, esrarın uyuşturucu niteliği olmadığı, kullanımının serbest bırakılması gerektiği iddia edilir. Bu iddianın kanıtı olarak kesilme belirtileri görülmediği öne sürülür. Halbuki, esrar kullanımının yol açtığı, yukarıda değinilen ağır psikiyatrik bozuklular çok iyi bilinir. Ayrıca, sigara gibi ciğerlere çekildiği için solunum sistemi hastalıkları geliştirdiği, enfeksiyonlara karşı vücut direncini kırdığı da önemli zararlar arasındadır. Diğer uyuşturuculara oranla, bağımlık geliştirmesi nisbeten hafif olmasına rağmen en büyük risk, bugün esrar kullanan kişinin, yarın eroin, afyon kullanıcısı olacağının çok muhtemel olmasındadır. Bu anlamda esrar, daha keskin uyuşturuculara atlama tahtası olmaktadır. Esas risk buradadır. Bu bakımdan, esrarın uyuşturucu olmadığı, serbest bırakılması gerektiği iddiaları ilk bakışta masum görünse de yerinde değildir.

           HALLUSİNOJENLER (Varsanı’ya  neden olan maddeler)

Tıbbi kayıt konusunda yetkin bir ülke olan ABD’de, insanların %10’unun herhangi bir zamanda bu maddeyi kullandığı bilinmektedir. Son bir yılda kullanmış olanların oranı ise % 1-2’dir. Bu maddelerin başlıcası LSD adıyla bilinen liserjik asit dietilamid’dir.Yutularak, bir kağıt üzerine konup emilerek ya da sigara gibi içilerek alınır. Bu grup maddeler aslında farklı maddelerdir ve farklı etkilere sahiptir. Sempatomimetik olarak etki ederler; böylelikle, tansiyon yükselmesine, çarpıntıya ve gözbebeklerinin genişlemesine yol açarlar. Psikolojik etkisi, ılımlı algı bozukluklarından, açıkça varsanılara kadar uzar. Çoğu kullanıcı sadece ılımlı etkileri yaşar. Tolerans nedeniyle, genellikle arasıra alınır.

İntoksikasyon: Uyanıklık hali; bunaltı, ruhsal çöküntü (depresyon), referans (alınma) fikirleri “herkes bana bakıyor”, kötülük görme düşünceleri (“beni öldürecekler”) gibi uyumsuz davranış değişmeleri; varsanı “kulağıma sesler geliyor”, yanılsama (çevredeki objeleri yanlış amlgılama), depersonalizasyon (hastanın kendisini gerçekdışı hissetmesi) gibi algı bozuklukları görülür. Terleme, bulanık görme, heyecan, titreme, koordinasyon bozukluğu vardır. Panik reaksiyonları görülebilir. Bazan hasta maddeyi almadan maddeyi almış gibi belirtiler gösterebilir. İleri durumlarda, psikotik belirtiler, aşırı huzursuzluk, şizofreni benzeri hastalıklar  ortaya çıkabilir. Sonuç olarak, LSD ve benzeri maddeler akıl hastalığına yol açabilmektedir.

Yakın yıllarda, bazı gruplarda kullanıldığını bildiğimiz “ekstazi” adlı uyuşturucu da hallusinojen bir maddedir.

Daha az görülmekle birlikte, operasyonlarda, anestezide kullanılan fensiklidin(PCP), hallusinojen bir maddedir; benzer belirtilar ortaya çıkarır. Bağımlılık riski daha fazladır. Esrar ile birlikte içilebilir, hap olarak alınabilir, enjekte edilebilir, burundan nefesle alınabilir. Hasta huzursuz durumda iken, güçlü analjezik etkileri nedeniyle kendi bedenlerini algılamayabilirler ve kendilerini ciddi olarak yarayabilirler. Şizofreniye benzer hastalıklar gelişebilir. Deliryum, mizaç bozukluğu, sanrılı bozukluk gelişebilir. Yüksek dozlarda, birtakın nörolojik belirtilerle birlikke koma ve ardından ölümle sonlanabilir.

UÇUCU MADDELER

Özellikle büyük kentlerin varoşlarında, zamanını daha çok sokakta geçiren çocuk ve gençlerde görülen, tiner ve benzeri maddeler koklama alışkanlığıdır. Başlıca yapıştırıcılarda, ayakkabıcılıkta kullanılmaktadır. Koklandıktan kısa bir zaman sonra, keyif verici özelliği ortaya çıkar. Böyle çocuk ve gençleri, duvar kenarlarında kendinden geçmiş olarak görmek mümkündür. İntoksikasyon etkisi, alkol gibidir. Kendini iyi ve neşeli hissetme, kavgacılık, saldırganlık, muhakeme bozulması, düşünmeden hareket etme, uyuşukluk ortaya çıkar. Deliryum, yürüyüş ve konuşmada bozulma fiziksel etkileridir. Sonuçta, beyin ve karaciğer hasarı gelişir.

Tiner, bali ve benzerlerini koklama alışkanlığı, görüldüğü gibi, maddenin yasadışı olmayışı, kolay sağlanması gibi nedenlerle alt sosyoekonomik sınıftan çocuk ve gençleri yakalamaktadır ve sonuçları ağırdır. Bu konuda, özellikle bu ailelere yönelik eğitim verilmelidir. Ancak, bu aileler kolay eğitim alacak durumda değildirler ya da özellikle çok çocuğa sahip olmaları nedeniyle, çocukları ile ilgilenecek durumda değildirler. Kuşkusuz kullanıcılar arasında sahipsiz çocuklar da vardır. Şimdilik, bu endüstriyel maddelerin yerini tutacak, uyuşturucu özelliği taşımayan maddeler de geliştirilmiş değildir.

Özetle, bu madde yasadışı değildir; bir tüketim maddesidir. Bu nedenle savaşmak da zordur.

 KAFEİN

Çoğumuzun vazgeçemediği, başlıca kahve, çay, çikolata ve kolada bulunan kafein, pastalara kadar girmiştir. Ortalama büyüklükte bir kahve bardağı, 100-150 mg kafein ihtiva eder.Çay ve kolada yarısı kadardır. Tolerans gelişebilir. Bunlar, aramızdaki kahve tiryakileridir. İntoksikasyon belirtileri, huzursuzluk, sinirlilik, heyecan, uykusuzluk, yüz kızarması, idrar artması, mide-barsak bozukluğu, bağlantısız düşünce akışı ve konuşma, çarpıntı, kalp ritminin bozulması gibi bulgulardır. Yüksek dozları, psikiyatrik bozukluk belirtilerini artırır, psikoza yol açabilir. 20 yıl kadar önce, Türkiyede nestkafe bulunmadığı dönemde her nasılsa bir kutu ele geçiren bir hastamın, merakla, beğenerek, özenerek, yoğun olarak bu kahveden içmesi sonucu mani benzeri bir psikoz çıkardığını hatırlıyorum.Yoksunluk belirtileri genellikle başağrısı şeklinde olur ve birkaç günde geçer. Aşırıya kaçmamak kaydıyla, kahve ve çay vazgeçilmez bir maddedir. Tabii ki aşırı kullanımında birtakım zararları olduğu bilinmektedir.

NİKOTİN

Nikotin bağımlılığı, hızla gelişir ve çevresel koşullardan çok etkilenir. Bir özelliği de alkol ve esrar gibi diğer uyuşturuculara eşlik etmesidir. Kanserden akciğer hastalığına, koroner kalp hastalıklarından önemli damar hastalıklarına kadar pek çok hastalığın başlıca nedenidir. Yoksunluk belirtileri, içme isteği, öfke, bunaltı, konsantrasyon güçlüğü, huzursuzluk, kalp atım hızının yavaşlaması(bradikardi), iştah artmasıdır. Birkaç hafta kadar sürer. Bir arkadaşım, askerliğe başlayınca sigarayı bırakmıştı. Hemen ertesi gün aşırı sinirli bir hal aldı. Ardından, gereksiz bir bahaneyle komutanla kavga etmeye gitmeye kalkıştı. Zor zapdettik; yatıştırmak için eline bir sigara tutuşturmaktan başka çare bulamamıştık. Şimdilerde, nikotin sakızı geliştirildi. Cilt altı nikotin uygulamaları da ülkemizde mevcut. Gazetelerde, sigaranın kötülüğüne dair ilanlar yayımlanıyor. Sigaranın üzerinde açıkça sağlığa zararlı olduğu yazılıyor. Ama ülkemiz, gene de, ne yazık ki çok sigara içilen ülkeler arasındadır ve malesef “Türk gibi sigara içme” deyimi batıda yaygındır.

Bilindiği üzere, eski mısır krallarına firavun denir. Firavun, kötü bir kişi olarak din kitaplarında anılır. Şeytanın kötülüğünü ise tanımlamaya gerek yok. Kültürümüzde şöyle bir benzetme vardır: Öykü bu ya, firavun kırlık bir yerde büyük apdestini yapmış; şeytan bu fırsatı kaçırmamış, firavunun dışkısının üzerine idrarını yapmış. Tütün tohumu işte bu bileşimden oluşmuş. Halkımızın bu benzetmesi güzel, anlamlı; ama sigara içmesi konusunda iyimser olmak güç.

Sigara öyle kötü bir maddedir ki, sigarayı bırakınca iştah artması nedeniyle aşırı kilo alıp tekrar sigaraya başlayanları tanıyorum. Bırakanların önemli bölümünün tekrar başladığını görüp üzülüyorum. Bulunan her yöntemle, sigara ile savaşılmalıdır. ABD’de bu kısmen yapılmaktadır. Kapalı yerlerde sigara içmek hemen kesinlikle mümkün değildir. Ülkemizde de güya benzer bir yasa çıkmıştır ama havaalanları hariç uygulandığı yeri henüz görmüyoruz. Sigara reklamı, teşvik olmaması için yasayla yasaklanmıştır. Ancak, zaman zaman gazelerde, “bizim sigaramıza çok zam gelmedi” kabilinden duyurulara rastlanmaktadır. Ya da “feşmekan pazar sineması” duyurusuyla ve sigarayı anımsatan görüntü ve rengiyle film başlamakta, her reklam arasından sonra bu merasim tekrarlanmaktadır. Kanımca bu örnekler gizli sigara reklamlarıdır ve önlenmelidir. Aynı şekilde, üzerinde sigara reklamı olan poşetleri de hatırlatmak isterim. Bazen rastadığımız çarşıda bir köşede sigara promosyonu, sigara amblemli çakmak promosyonu da kanımca yasaklanmalıdır.

Anne-babalara ve eğitimcilere de, gençleri sigaraya özendirmemek bakımından önemli görevler düşmektedir. Gençler, büyükler gibi olmak, hemen büyümek isterler; büyüklere öykünürler. Büyükler sigara içiyorsa, deyim yerindeyse onlara da içme hakkı doğar. Buna imkan tanınmamalıdır. En üst düzey bir devlet görevlisi, basın toplantısına sigara içerek başlıyorsa, birileri uyarmalıdır.

Kuşkusuz en iyisi hiç başlamamak. Başladıysanız, sigara içme ile başetme yöntemleri geliştirilmiştir.
            Alkol ve madde kullanımı ve bunlara ilişkin bozukluklar, ülkemizde giderek yaygınlaşmakta ve özellikle gençlerde büyük sorunlar yaratmaktadır. Bunların bir kısım sonuçlarını kitle iletişim araçlarını izleyerek haberdar olmaktayız. Ancak belirtmeliyim ki sorun bu gördüğümüzden çok daha büyüktür. Hekimlik uygulamalarımızda, hekimlik mesleği kuralı olarak dışarıya sızmayan bilgiler bunu doğrulamaktadır. Hiç beklenmeyen bir kesimden, hiç beklenmeyen bir yaşta ve kişide alkol ve madde kullanımı ve buna ilişkin rahatsızlıklar görülmektedir ve bu bilgiler istatistiklere yansımamaktadır; kesinlikle söylemeliyim ki ülkemizde alkol ve uyuşturucu sorunu sanılandan çok büyüktür.
            Öyleyse alkol ve madde kullanımı ile savaşa önem verilmelidir. Bakırköy Ruh Hastalıkları hastanesinde, AMATEM (Alkol ve Madde Araştırma Tedavi Merkzi), önemli bir merkez olarak hizmet vermektedir. Bu hizmet sadece hastaneye yatırıp tedavi etmekle kalmamaktadır. Tedavi gören hastaların yakından takibi, meslekdaşlarımıza ve halka yönelik eğitim faaliyeleri bunlar arasındadır. 1997 yılında, AMATEM tarafından çok kapsamlı bir alkol ve madde eğitim programı hazırlanmıştır. Bu programın bir bölümü, bu hastaların genellikle ilk başvurduğu birinci basmak hekimlerinin eğitilmesini amaçlamaktadır. Bunun yanında, eğitimcilere de benzer eğitim programı düzenlenmiştir. Bu programdan çarpıcı bir bilgi aktarılırsa, İstanbulda lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, hayat boyu bir kez esrar kullanımı 1991’de %0.7 bulunmuşken bu rakam 1996’da % 4.2’ye ulaşmıştır. Başka bir ifade ile 5 yıl içinde 6 kat artmıştır. Bu rakamların, matematik değil geometrik olarak artacağı dikkate alınırsa, sorunun büyüklüğü ve tehlikenin giderek büyümesi kavranabilir. Doğaldır ki sorun büyüdükçe önlenmesi de zorlaşacaktır. Bir çin atasözü deyişiyle, kötü misafir evinize gelir gelmez kovulmalıdır.
            Bu programın uygulanmasıyla, özellikle ilk basamak hekimlerine, acil tıbbi yaklaşımda neler yapılabileceği ve koruyucu hekimlik hizmeti yöntemleri işlenmektedir. Programdan bir özet olmak üzere, aşağıdaki bilgiler tekrarlanacaktır:
            Yapılacak en önemli uygulama, koruyucu çalışmalarda bulunmaktır. Koruyucu çalışmalar üç kademede yapılır:
1/ Birincil koruyucu çalışma: Alkol ve madde kulllanmamış kişilerin bu maddeleri kullanmasını engellemek,
2/ İkincil koruyucu çalışma: Alkol veya madde kullanan, ancak bağımlı hale gelmemiş kişileri erken tanımak, erken tedavi ile bağımlı olmasını önlemek,
3/ Üçüncül koruyucu çalışma: Bağımlı kişilerin kendilerine ve çevrelerine verdikleri zararları azaltmak. (Siroz, AIDS vb gelişimini önlemek)
Bilgilendirme ve caydırma, kişisel becerileri artırma (kişinin kendine olan güvenini, hayır diyebilme ve sorunlarla başa çıkma yetisini artırma), sosyal becerileri artırma (Kişilerarası ilişkileri düzenleme, boş zamanları iyi değerlendirmeyi sağlama), bu çalışmaların özünü oluşturur.
            AMATEM’in geliştirdiği “Uyuşturucuya karşı  Toplumsal Yaygın Mücadele, UTOPYA” projesi, Mart 1998 itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Programda, sadece hekimlere yönelik eğitimin yeterli olmayacağı düşünülerek üç hedef belirlenmiştir:
            1/ Okullara yönelik eğitim programı (Uyuşturucu Maddeler ve Bağımlılık Eğitim Programı)
            2/ Hekimler için alkol ve madde eğitim programı,
3/ Sivil toplum örgütleri eğitim programı. Görüldüğü gibi program yaygın bir kitle eğitimini amaçlamaktadır ve çağdaş bir uygulamadır. Bu ve benzeri programların kamu oyunca desteklenmesi gerekir.
Bu satırların yazıldığı günlerde, 1998 yılı mayıs sonlarında, gazetelerde küçük fakat önemli bir haber yer aldı. “Kötü alışkanlıklara karşı yayın zorunluluğu” başlığını taşıyordu. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yönetmeliğinde yapılan bir değişiklikle yayın kuruluşlarının, sigara, alkol, uyuşturucu madde, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklara karşı haftalık yayın süresinin % 5’ten az olmamak üzere caydırıcı nitelikte programlar yayımlama zorunluluğu geliştirilmişti. Aynı zamanda, bu yayınların yasak savmak kabilinden, mesela sabah saat 6’da yapılmasını vb. önlemek için, bu caydırıcı, eğitici yayınların saat 09-21 arasında yapılması kurala bağlanmıştı. Gönül isterdi ki, değerli yayıncılarımız, tek amacın reyting olmadığını düşünsünler ve böyle bir yönetmelik olmadan yapmış olsunlardı. Eğer yönetmelik zoruyla olacaksa, gene gönül isterdi ki bu yönetmelik yıllar önce getirilmiş olsaydı. Ve de ümidedelim ki, yönetmelik zoruyla yapılacak bu programlar, iyi niyetle yapılsın, yasak savmak kabilinden ya da göstermelik olarak yapılmasın.

Kaynak: Prof. Dr. Ahmet ÇELİKKOL

http://www.celikkol.org

Prof. Dr. Ahmet ÇELİKKOL Kimdir?

Son Güncelleme: 30.03.2017 01:12
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol